Harbiye Şelaleleri (Antakya)
Harbiye’ye 2 hafta kadar önce Antakya’yı gezmeye gittiğimiz sırada gitme fırsatı bulmuş ve sadece görüp gelmiştik. Hafif bir yemek ve suyun içine ayaklarımızı sokup humus yemiştik ki tadı da damağımızda kalmıştı hani. Bu kadar yeşillik ve suyun olduğu bir yerde her Türk evladı gibi biz de piknik yapmalıyız demiştik. Neyse ki kısmet bu haftaya çıktı…
Yine her zaman ki gibi bir gün önceden aracımızı kiralayıp hemen çıkar çıkar kiralama şirketininin bizi almasını sağladık. Askerde en çok özlediğim şey, Club Music ile uyanmak, böylece güzel bir başlangıç oldu ben, Bilal ve İsmail için. Bu kez şansımıza daha sonra bir benzin içicisi olduğunu öğrendiğimiz Fiat Albea çıktı. Baştan belirtelim asla tavsiye etmiyorum, 150 km’de 65 TL benzin tüketen bir araç hayal edin, hele ki 500 km’de 65 TL Diesel tüketen bir Corsa’dan sonra…
Harbiye’den önce Hatay’a Bilal’in o 90 km/s hızı geçmeyen dinginliği ile yaklaşık 45 dakikada vardık. Antakya’da Adalı Konağı’nda Mado’nun enfes omleti ile hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra Harbiye’ye varmak üzere yola çıktık. Harbiye yaklaşık 10 dk uzaklıkta küçük bir belde.
Önce piknik alanlarını, az ilerideki köyü ve restoranları gezdikten sonra aracımızı bir gölgeye park edip şelaleler bölgesine indik.
Şelaleler diyorum çünkü burada öyle Manavgat Şelalesi gibi tek bir şelale yok, ana kaynaktan borular vasıtasıyla su daha yukarıya alınıp oradan akarlara verilmiş ve her restoran buradan kendi havuz ve şelalesini meydana getirmiş. Babil’in Asma Bahçeleri gibi katmanlar halinde dizilmiş restoranların her birinin içinden şelalenin kolları geçiyor, hepsinin içindeki havuzlarda yemek yiyebiliyorsunuz.
Efsaneye göre Zeus’un oğlu Işık Tanrısı Apollon Daphne’ye aşık olur ve onun peşinden koşmaya başlar. Fakat Daphne Tanrılara aşık olan kadınların başına neler geldiğini bildiği için kaçmaya başlar. O kaçar, Apollon kovalar. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve daha fazla kaçamayacağını anlayan Daphne birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak toprağın onu saklaması için yalvarır. Bu yakarış üzerine Daphne’nin bedeni ağaç, saçları da yaprağa dönüşür. Daphne’nin ağaç oluşunu hüzünle seyreden Apollon, ağacın yapraklarından başına bir taç yapar ve bundan sonra defne yapraklarının zaferin simgesi olacağını emreder. Gerçekten de Harbiye’de dolaşırken her yerde defne ağaçları gözünüze çarpıyor.
Hepsinde farklı balık mezeleri olmakla beraber kesinlikle yenilmesi gereken şey Humus, Kekik Salatası ve Abu Gannuş (Baba Gannuş). Daha önceki gelişimden tecrübeyle bu kez balık almadık sadece ortaya mezeleri aldık, yeterli geldi.
Yemeğin ardından şelalelerde biraz serinleyip fotoğraf çektikten sonra sırada Arsuz vardı. Arsuz plajında yat turu düzenleyen bir şirket de bulup İskenderun’a, garnizonumuza döndük. 3. viteste 30 km hızla bir sahil turu, biraz müzik, hafif yemek ve internet. Sonrası yine aynı, lumbarağzından alaya giriş…
