Altın yastık altından çıkıp şirket kasasına mı giriyor?
Son aylarda en çok gündemde kalan konu dünya piyasalarında doların aşırı düşük seyretmesi, petrolün de aşırı yükselişi oldu. Ancak dolar ve petrol kadar gündemde olmasa da altın da geri planda hareketli bir seyir izlemeye devam etti. Petrol yüzde 70’lere yakın bir artış seyrederken altın da paralel bir seyir izledi ancak dolar yeniden yükselince petrol gerilerken altında aynı durum gerçekleşmedi. Özellikle korunmacı bir politika izleyen Asya piyasalarında, altın hala güvence aracı olarak yerini koruyor. Asya’ya doğru hızla ilerleyen Doğrudan Yabancı Sermaye Akışı sayesinde de altın yastık altında tek başına kalmayacağa benziyor. Nitekim son birkaç yıldır likidite fazlalığı nedeniyle hedge fonlara olan yatırım artınca emlak ve gıdayı da içine alan emtia fiyatları çığırından çıkmış durumda.
Altın fiyatı dünyadaki siyasi ve ekonomik ortamın barometresi konumunda. Bu nedenle dünyadaki siyasi, ekonomik ve stratejik gelişmelerdeki en küçük risk ihtimali, bireysel olduğu kadar kurumsal yatırımcıları da ‘güvenli liman’ konumundaki altına yönlendiriyor.
Temmuz ayı başlarında İstanbul Altın Borsası Başkan Yardımcısı Oğuzhan Aloğlu da yine aynı minvalde bir açıklama yaparak yatırımcılara yön göstermiştir. Aloğlu’nun ifadelerine göre zayıflayan ABD doları ve varil başına 146 dolara yaklaşarak yeni bir rekor daha kırmaya hazırlanan petrol fiyatları ile beraber yatırımcılardan gelen talep altına destek vermeye devam etmekte ve orta vadede altın fiyatları yükselmeyi sürdürecek. Mantıksal analizini yapmak gerekirse artan petrol fiyatlarının yanı sıra tüm dünyada süren enflasyon endişesiyle beraber, finansal şirketlerin ikinci çeyrek bilançolarında zarar açıklayacağına ve kredi krizi ile ilgili sorunların sürdüğüne yönelik beklentiler global hisse senedi piyasalarında düşüşe yol açarken, yatırımcıların fonlarını menkul kıymetlerden çekerek altına ve diğer emtialara kaydırmalarına yol açmıştır.
Ağustos ayı başında Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı rakamlara göre, Temmuz ayı içerisinde yatırımcısına en çok kazandıran araç külçe altın olmuş. Enflasyondan arındırılmış (reel) olarak yüzde 4,50 getiri sağlayan altının ardından borsa endeksi yüzde 4,20; mevduat faizi de yüzde 1,34 getiri sağlarken aynı dönemde, dolar yüzde 1,70; avro yüzde 0,30 kayıp getirmiş. Görüldüğü gibi rakamlar da tahminleri doğrular nitelikte.
Altındaki bu yükselişin başlangıç noktası da tek kutuplu bir ekonominin çift kutuba döndüğü zamanlara denk geliyor, dolar bölgesinin yerini Euro bölgesiyle paylaştığı döneme, Avrupa Birliği’nin kuruluşuna… Şöyle ki Avrupa Birliği’ne üye 12 ülkenin ortak para birimi Euro’ya geçişi sonrası merkez bankalarının altın satışları azalınca altın üreten şirketler altın fiyatının belirlenmesinde daha etkin rol almak için altının arz cephesini daralttı. ABD-Irak savaşı sonrasında petrolün varil fiyatının yaklaşık 15 dolardan 80 dolara yükselmesi, petrol üreten Arap ülkelerinin petrol gelirlerinin belirli bir kısmını altına çevirmeleri de tüm bunlara eklenince arzın daraldığı bir ortamda talepte belirgin bir artış meydana getirdi. Dünya altın ithalatında ilk sıradaki Hindistan’daki büyüme altın ithalatını artırdı. Bu ülkeyi Çin izledi. Hatta son yıllarda spekülatif alımlarla tepki toplamaya devam eden hedge fonların da altına yönelmeleri altının fiyatının sınırları zorlamasına yardımcı oldu. Yüz binlerce dolarlık alt limitlerle mevduat kabul eden hedge fonların altına yönelmelerinin ne denli bunda etkili olduğunu tartışmaya bile gerek yok sanırım. Malumunuz gıda fiyatlarındaki aşırı yükselişte de “finansal çekirge sürüsü” takma ismiyle anılan bu fonların etkisini de tartışmaya açmaya gerek yok sanırım.
Görüldüğü gibi artık altın geçmiş yıllarda olduğu gibi sadece bireysel bir yatırım aracı değil artık, kurumsal yatırımcılar için de bir tür sigorta konumunda. Peki bu durumda talep patlaması yaratan şirketler karşısında bireysel yatırımcı ne yapmalı sorusu geliyor akıllara. En akılcı hareket dönemsel artış ve azalışlara dikkat kesilmek. Çünkü hiçbir zaman emtia fiyatları sürekli düşmez veya yükselmez. Talebe göre değişiklik arz eder, çünkü arzı kağıt para kadar kolay değildir. Haliyle fiyatı da etkileyen tek olmasa da en büyük etmen talep eğrisidir. Bakınız her ne kadar ekonomik olarak net bir geçerliliği olmasa da sosyal verileri de göz önünde bulunduracak olursak altının ülkemizde alım dönemi Eylül-Ocak, satışı da Mart-Nisan ve Haziran-Temmuz olmalıdır. Neden sorusunun cevabı da gülünç gibi gelse de evlilik sezonu… Biliriz ki orta gelir grubu düğünden önce altın alır, düğün bitince de satış yapar. Yaz aylarında ülke çapında binlerce düğün olduğunu düşünürsek talepteki etkinliğini göz ardı edemeyiz. Hal böyle olunca da yandaki iki grafiği inceleyince neler olduğunu görebilirsiniz.
Grafiği analiz etmeye çok gerek yok sanırım. Sonuç olarak bireysel yatırımcı için bu ayların tam altın alma zamanı olduğunu hatırlatıyorum.
Herkese iyi çalışmalar…
Harun SARAÇ
![Grafik-3 2006 Ocak-Aralık dönemi altın eğilimi [Nisan ve Temmuz peak dönemleri]](http://www.harunsarac.com/wp-content/uploads/2008/09/3-300x200.jpg)
2006 Ocak-Aralık dönemi altın eğilimi [Nisan ve Temmuz peak dönemleri
Kaynak: Altinkaynak Döviz&Kuyumculuk
![Grafik-1 2008 Ocak-Temmuz dönemi altın eğilimi [Nisan ve Temmuz peak dönemleri]](http://www.harunsarac.com/wp-content/uploads/2008/09/1-300x200.jpg)
![Grafik-2 2007 Ocak-Aralık dönemi altın eğilimi [Nisan ve Temmuz peak; 7 Temmuz tarihinde veri girilmediğinde sıfır gözüküyor.]](http://www.harunsarac.com/wp-content/uploads/2008/09/2-300x200.jpg)
Leave a Reply