Şam (Suriye Gezisi – 2.gün)

Halep’ten 21′de başlayan Şam yolculuğumuzun büyük bir kısmını gün içinde yorulacağımızı tahmin ederek uyuyarak geçirdik. Birkaç saat sonra uyandığımda şehrin girişinde sağlı sollu Chery’den BMW’ye, Mercedes’ten Lexus’a kadar birçok otomobil şirketinin showroom’u sıralanıyordu. Bu da aslında başkentin gelişmişlik düzeyi hakkında ipuçları veriyordu bize. Gece 01 olduğunda otobüs muavini “geçmiş olsun” demiş olacak ki herkes toparlanmaya başladı, otogara inmeyi beklerken otoban kenarından indik; Şam’a gelmiştik.

İndiğimiz yer şehrin dışıydı, ard arda taksiler sıralanmıştı. Yabancı olduğumuzu anlayan taksiciler hemen gelip yaklaşsa da biz bu kez İngilizce ya da Türkçe bilen birini bulmaya kararlıydık. Bizim bu şartımızı anlayınca birisi geldi, bozuk bir İngilizce ile bizi buyur etti, bindik ve “Please take us to City Center” dedik ama asıl maceranın “City Center”da düğümlü olduğunu biraz sonra anlayacaktık. Yaklaşık 50 km uzakta olduğunu belirtince şaşkınlık içerisinde kabullendik. Taksimetreyi açmadan pazarlık edelim dedik, 500 SP dedi ama 350 SP’ye (~10TL) anlaştık.

Otobanda ilerlemeye başlamış olsak da sağ taraftan ışıkları görünce taksici bizi dolaştırıyor derken “City Center” adlı bir alışveriş merkezini anladığını geç de olsa farkettik fakat 1,5 saatlik bir yolculuğun ardından Ürdün sınırındaydık artık. Ama yine de vazgeçmeyip şehir merkezine gitmeye kararlıydık, “otel, yemek” gibi terimlerle sonunda anlatmayı başardık şehir merkezine gitmek istediğimizi. Bu arada saatler 03′ü geçiyordu. Şehir merkezine girince Hicaz Tren İstasyonu’nun az ilerisinde inmeyi başardık fakat 350′ye anlaşmamıza karşın kendi hatasına rağmen 1000 istedi şoför. İşte dedik Arapların erdem düzeyi. 1.Dünya Savaşı’nda da sözlerinden caymamışlar mıydı? 350 SP’de ısrar etsek de polise gitmekle bizi tehdit edince, polise ne anlatacağı belli olmaz deyip 700 SP’yi verip indik taksiden.

İşlek bir cadde gördük sabah saatler 03:30′u gösterirken. Anladık ki burada insanlar Ramazan ayı olduğu için sahura kadar çalışıp gündüzü uyku ile geçiriyorlar.

03:05____ Caddede yürüyüş yaptıktan sonra geride gördüğümüz Abou Kamal adlı her halinden çok lüks olduğu anlaşılan restorana girdik sırt çantalarımızla. Menü geldi, fiyatlar Suriye şartlarına göre hayli yüksek olsa da bizim için hala çok ucuz. Garsonlar da çok akıcı İngilizce…Garsonla hafif sohbetten sonra Suriye’ye özgü birşeyler yemek istediğimizi belirtince bize “Karışık Izgara”yı önerdi, yanına da farklı soslar. Gerçekten de önerisi yerini bulmuş, bizi tatmin etmişti. Adlarını not etmeyi unuttuğum o kadar güzel kebaplar vardı ki tadı tarif edilemez. 915 SP gelen hesap için 1000 SP ödedik, para üstü gelse de bahşiş olarak bıraksak diye düşünürken para üstü hiç gelmedi. Bu ülkede yavaş yavaş adetleri öğreniyorduk, para üstü gelmiyordu…

04:05____ Oradan çıkıp Hicaz Tren İstasyonu’na yürüyerek gittik, birkaç kare fotoğraf aldık. Tren istasyonunun önünde ilk lokomotif olduğunu tahmin ettiğimiz bir lokomotif duruyordu ve üzerinde Osmanlı Devleti’nin amblemi vardı.

04:40____ Caddelerde yürümeye devam ettik ve bir sabahçı kahvesine girip Şam’ın en büyük, en eski ve görkemli camii olan “Emeviye Camii”ni sorduk. Meğerse Emeviye Camii’ne gitmek için Hamidiye Çarşısı’nın içinden geçmek gerekiyormuş. Böylelikle orayı da görmüş olduk. Çarşının bitiminde tüm haşmetiyle camii duruyordu. Fotoğraf almaya devam ettik. Sabah ezanları okunmaya başlayınca girip camiye girdik namaz kılmak için. Camiinin içerisi çok fazla mimari unsur barındırmasa da büyüklük, kalabalık ve iç düzen görülmeye değer.

Şiilere ait olduğunu öğrendiğimiz camiide secdeye eğilmeden ayakta ellerin açılıp dua edilmesi kadar camiin ilginç yönlerinden birisi de, dört farklı mezhebi temsilen dört ayrı mihrap yapılmış olması. Avluda bulunan 8 sütun üzerine yükselen hazine kubbesi, kamu hazinesini korumak amacıyla Abbasîler döneminde yapılmış. İmam-ı Gazali meşhur eseri İhya-u Ulûmid-din’i bu camide kaleme almış, Bediüzzaman Said Nursî de Şam Hutbesi’ni (Hutbe-i Şamiye) 1911 yılında bu camide yapmış.

Emeviye Camiinde dört mihrap bulunuyor

Emeviye Camii'nde dört ayrı mihrap bulunuyor.

Bizi en çok üzense Emeviye Camii’nin kapladığı alanda ayrıca Selâhaddin-i Eyyûbî türbesi, Hz. Hüseyin’in kızı Seyyide Rukiye Camii, Türk Şehitliğinin bulunduğunu ise çok geç öğrenmiş olmamız. Zira giderken internette farketmediğim bu detayı, bu yazıyı yazarken fark ettim.

Namazdan sonra Arapları görüp biraz kestirelim dedik duvar kenarında fakat “Yallah Ahi” uyarısı ile uyumamamız konusunda ikaz edilince çıkıp caddelerde turlamaya devam ettik.

06:55____ Şehir merkezinde bir park bulup hem biraz dinlendik hem de sohbet edip günün değerlendirmesini ve planını yaptık.  O arada etraftakilere “Selahaddin-i Eyyübi” ve “Bilal-i Habeşi”nin türbesini sorsak da kimse bilmiyor, bu da bizi bir hayli kızdırdı.

07:45____ Boş sokaklarda ilerlerken az ileride bir minare görünce Selahaddin-i Eyyübi midir acaba diye yaklaşıp sorunca “Osman bin Affan” camii olduğunu öğrendik. Selahaddin-i Eyyübi’nin türbesinin çok uzakta olduğunu öğrenince uykusuzluk ve yorgunluğumuz nedeniyle yüzümüzü yıkayıp vazgeçtik. Hem gezmek ve hem de alışveriş yapmak maksadıyla Hamidiye Çarşısı’na gitmeye niyetlenmiş bir halde yolda yürürken 2 gençle tanıştık.  İngilizcesi rakamları söylemek ve “Palestine” demekten öteye geçmeyen bu gençlere “Where do we buy Syrian coffee?” sorusunu “Nerede kahve içebiliriz?” diye anlayınca bizimle birlikte Hamidiye Çarşısı’na kadar geldiler, café aradılar. Meğerlerse niyetleri iki turiste kahve ısmarlatmakmış. Araplardan iyice soğumaya başladım, herşey menfaat…

Hamidiye Çarşısında tüm dükkanlar kapalıydı

Hamidiye Çarşısı'nda tüm dükkanlar kapalıydı.

Hamidiye Çarşısı’nda da heryer kapalı olunca “Şam bizim için bitmiştir” deyip Lazkiye’ye doğru yol almak üzere bir taksiyi durdurduk ve otogara gitmek istediğimizi belirttik. Şoför binerken 100 SP dediği yol için “150 SP’ye anlaşmıştık” şeklinde çark etti ama yine de çok ucuz diye sesimizi çıkartmadık. Fakat asıl 5 dk sonra otogara varınca patlak verdi, anladık ki yine kazıklanmıştık. Sözümüzde durmak için itiraz etmedik, 150 SP’yi takdim ettik.

09:00____ Otogarda hediyelik eşya dükkanlarına şöyle bir göz atıp “Has Turizm”e ait büroya girdik.  “Lattakia” yani Lazkiye için yer sorduk, hemen kalkıyormuş. İki kişi için 500 SP verip biletlerimizi aldık ve görevli eşliğinde otobüse bindik. Otobüs yine Türkiye’deki Royal Class kalitesinde. Biner binmez Türkiye Ermenisi bir amca ile tanıştık ve başladık sohbete…

Devamı bir sonraki yazımda…

2 Comments to “Şam (Suriye Gezisi – 2.gün)”

  1. Birol 29 Kasım 2009 at 23:36 #

    Lazkiye daha gelişmiş bir şehir fakat orada da sanayi bölgesinde yaşayan Türkmenlere dikkat edeceksiniz. Yoksa önceden anlaştığınız rehberlik ücreti gezi sonunda 2 kat fazlası ile sizden alınıyor. Taksi ile akşama kadar 200sp ye dolaşmak var iken bu taksici rehberler sizin özel arabanız ile size rehberlik ettiği halde 400 sp isterler. Ama dediğiniz gibi sorun çıkmaması ve de bize ucuz geldiğinden ses çıkaramıyoruz. En iyisi kendiniz kendi başınıza dolaşıp gezmenizdir.

  2. Harun Saraç 30 Kasım 2009 at 02:30 #

    Bahsettiğiniz şeyler malesef acı ama gerçek. Suriyeliler anlık düşünen, anı kurtaran klasik Arap. Türkmen taksicinin bize dediği şey de zaten Suriyelilerin geleceğini düşünmediği, bizim onları kötüleyeceğimizdi ki malesef öyle oldu.


Leave a Reply