Sunum konum bu kez ben: Marketing Myself

Askerden geldikten sonra yaptığım birkaç haftalık dinlenmenin ardından iş başvurularına ve ardından da görüşmelerine nihayet başladım. Bazıları komik oldu, bazılarında kendimi çok güçlü bazılarında da alçak koltukta büzüşmüş hissettim. Ama son gittiğim iş görüşmesi öyle sanıyorum ki bunların için de en eğlenceli, kendimi güvende hissettiğim bir o kadar da “içime doğdu, bu işi kaptım dediğim” bir iş oldu…

Şirket Ericom İletişim A.Ş... İletişim teknolojilerine odaklanmış bir teknoloji şirketi…

Yenibiriş.com’dan başvurduğum “İş Geliştirme Uzmanı” pozisyonuna, şirketten 4 gün sonra yanıt gelmiş ve gelen yanıtta da ilginç bir ayrıntıya yer verilmişti. Deniyordu ki “İngilizce bilginize güvenmiyorsanız lütfen olumsuz yanıt vererek, hem sizin hem de bizim değerli olan zamanımızı daha değerli kullanmamıza yardımcı olunuz”.

Aslında bu cümlede hem bir rica hem de “bak tecrübeliyiz, senden önce gelenler yalan söyledi, mahvettik” uyarısı vardı.

Önce şirketi inceledim, Avaya ve Cisco’nun Golden Partner’ı olduğuna göre iyiydi. Xing’de ve Linkedin’de araştırdım, insanlar Cv’lerine yazmaktan çekinmemiş, demek ki mutsuz ayrılmamışlar. Öte yandan bana e-posta gönderen İnsan Kaynakları yetkilisinin Facebook hesabına girerek az çok onun üzerinden şirketi tanımaya çalıştım, belki şirketten fotoğraflar vardı. Herşey tam istediğim gibiydi, eğlenceli!

Hemen o akşam ilişiğine İngilizce özgeçmişimi de ekleyerek gönderdim.

Birkaç gün sonra davet mektubu geldi ve mülakat yapmayacaklarını, yabancı ortakların da yer aldığı Yönetim Kurulu’nun karşısında kendimi anlatan bir sunum yapmamı istediklerini ve temel arzularının da yaratıcılık olduğunu belirtmişlerdi. Ama mektubunun sonunda söyledikleri “randevunuzdan önce tedarik etmemizi istediğiniz bir şey var mıdır?” sorusu ise beni inanılmaz etkilemişti. Zira bugüne kadar çalıştığım şirketlerdeki en temel eksiklik insana verilen değerdi. Ericom’da sanırım bu vardı.

Birkaç gün yanıt bekleyip ilgili olduğumu göstermek için telefonla aradım, randevuları organize ettiklerini ifade ettiler. Seçenekleri söyleyip, hangi gün ve saate talep ettiğimi de sormayı ihmal etmediler.

Cumartesi günü 10.00′daki sunum için birkaç gün boyunca “göze girecek yetkinliklerimi nasıl akılda kalıcı hale getiririm” sorusunun yanıtını aradım ve sonunda bulmuştum: Grafik. Birkaç grafikle hayatım boyunca edindiğim tecrübeleri üst üste koyarak gelişim eğrisi oluşturacak ve en sonunda da tam buradayım diyecektim. Anlatmak istediğim şey ise “Hedeflerim var” idi.

Ardından CV’yi önüme açıp sunumu hazırlamaya başladım. Herşey zaman çizelgeleri şeklindeydi. Ekranda kısa ve öz cümleler yer alırken, ben çok konuşacak, İngilizce konuşma düzeyimi ispatlayacaktım; ağırlıklı olarak konuşmam yer alacağı için de ekrana bakıp soru sormayacaklardı.

Sabah 04.00′a doğru sunuma son noktayı koydum, saatimi kurup uykuya geçtim.

09.50′de şirketteydim. Berna Hanım karşıladı. Kıyafet serbest, günlerden Cumartesi, kimse yok. Demek ki Cumartesi iş yok! Formları elime tutuşturdular, dünyanın en saçma sorularının yer aldığı bir psikolojik test daha. “Kendinizi en kötü nasıl tanımlarsınız: a) Güvenilmez b) İnsanları kullanan vs…”.

Form bitince toplantı salonuna geçtim, diz üstü ve projeksiyon hazırdı. CD’yi takıp çalıştırdım. Tek aksilik kendi projeksiyonum çalışmamıştı, onunla grafikleri ayrı bir ekrana yansıtacaktım. Her neyse ben bu tür bir ihtimale karşı çıktılarımı almıştım.

İlker ve Mustafa Bey’in dışında bir de Çinli Bay Li’nin katılımı ile sunuma başladım. Gayet başarılı gidiyordu, akıcı bir İngilizce ile aralara espiriler katarak, onların sorularına tatmin edici yanıtlar vererek enerjik bir sunum yaptım. Yaklaşık 1 saat süren sunumun ardından masaya geçtik, bana “Highly possible you’re in our shortlist” yanıtını verdiler ki bu kadar profesyonel yaklaşım sergileyen bir şirkette bu kadar hızlı bir yanıt normal değildi. Demek ki fazlasıyla etkilenmişlerdi. Diğer adaylar çok güçlü değilse kapmıştım bu işi.

Aradan geçen 4 gün sonra önce e-posta ardından SMS geldi. Hem de doğrudan patrondan, İlker Aydın‘dan. Teklif görüşmesine çağırıyorlardı.

Teklif görüşmesinde ilk 30 dk. pozisyonun sosyal detaylarından bahsedildi. Ardından sosyal haklar, izinler ve sonunda da maaş! Biraz düşünüp doğrudan kabul ettiğimi söyledim.

Müstakbel yöneticilerimin yüzünde bir gülümseme belirdi. Demek ki az önce söylediklerinde gerçekçiydiler, bu kadar sevindiklerine göre dedim içimden. Bu pozisyon için çok seçici olduklarını, çok kişi ile görüşüp tatmin olmadıklarını söylemişlerdi.

Toplantı salonuna personel yetkilisini çağırıp belgelerimi hazırlattılar. “İşlem tamam, yarın başlıyoruz” cümlesi ile ofisten ayrılıp yarın ki işimi kutlamaya geçtim sonrasında…

Kutlamamın sebebi de asla “Aman Allahım, kabul edildim” düşüncesi değil ki bu düşüncenin özgüvensizliğe dayalı bir aşağılık kompleksi olduğunu düşünürüm.  “Ürünümü sattım, kendimi beğendirdim” konusuna odaklanıyorum.

Yeni işim, yeni ortamım, yen arkadaşlarım hayırlı olsun şimdiden. Hadi bakalım gelsin projeler…

5 Comments to “Sunum konum bu kez ben: Marketing Myself”

  1. berna duman 18 Ocak 2010 at 17:24 #

    demek benim face’ime baktın he :) )))

  2. Harun Saraç 18 Ocak 2010 at 22:38 #

    Şimdi direk bakıyorum ama…

  3. emehmet 11 Mart 2010 at 00:25 #

    Bu kadar detayli mulakat yapan ve isi cok profesyonelce yuruten bir sirkete istenen birisi olarak ise giriyorsun. Isin ilginc tarafi sen bu kadar iyiysen diger basvuru yaptigin sirketler neden seni ise almadi. Bu yaziya neden yorum yaptim, cunku ben de bunlari yasadim. Turkiye’deki insan kaynaklari yonetimi cok kotu. Ben de bu sirket gibi bir sirketle karsilasmak isterdim.

  4. Harun Saraç 12 Mart 2010 at 09:49 #

    Beni bu şirkete bağlayan en temel şey, yazımda da bahsettiğim gibi tamamen insana verilen değerdi. Ki ben bu şirketle görüşmeden önce de birkaç yerle görüşme gerçekleştirdim ve bir tanesinin ben isteksiz gözüktüğüm için konuyu askıda bırakmaları dışında tamamından kabul aldım. Askıda bırakan şirketin ise yaptığı en büyük şey büyük umutlarla sizi görüşmelere çağırıp işin sonunda da 1 yıllık proje bazlı fakat yüksek gelirli bir iş olmasıydı. Proje bazlı ya da yüksek gelirinden ziyade benim “teşekkür ederim” yanıtımın nedeni de son ana kadar söylememelerinden dolayı benim onlara olan güvenimi kaybetmem olmuştu ki bu şirket dünyanın en büyük ilaç şirketi, düşündükleri pozisyon ise Finans İş Geliştirme Uzmanlığıydı.
    Hepsinin dışında başvurudan 2 ay sonra Turk Telekom, 2 ay sonra Superonline, hemen ardından da Avea davet etti.

    Öte yandan kariyer yolunda bu tip butik, hızlı hareket eden şirketleri tavsiye ediyorum herkese. Büyük şrketlerin hantal yapısı iş başvuru sürecinde gereksiz zaman kaybettiriyor. Umarım herkes böyle bir şirketle karşılaşır, mutlu olur da blogunda bundan herkese bahseder.

    İyi çalışmalar dilerim.

  5. EGELİ LODOS 19 Nisan 2010 at 16:40 #

    Çalışma hayatında başarılar kardeşim….


Leave a Reply